İzleyiciler

19 Nisan 2018 Perşembe

wiky watch adında bir çocuk saati saçması

Çocukların kullandığı konum gösteren saatler var, bilir misiniz? 
Güya kuzuların nerede olduğunu an be an takip edeceğimizi vaad ettikleri...

Gündemden acı haberden eksik olmadıkça her anne gibi paranoyaklaştığım için büyük prense çocuk saati alalım dedik. Çok fazla seçenek yoktu, bu markayı aldık. Turkcell hatla beraber kampanya varmış, az para da değil hani. 
Aldık getirdik, kurulumunu yaptık. Cep telefonlarına da program yükledik, ondan takip edeceğiz ya. Beklemek gerekiyormuş bir süre, bekledik. Ama o da ne, an be an takip edeceğim çocuğum yanımdayken telefonuma göre iki sokak aşağıda görünüyor!!!
Müşteri hizmetlerini aradım, böyle yapmışsınızdır düzeltince doğru gösterir dediler, böyle yapmamıştık, öyle yapmışsınızdır dediler, öyle de yapmamıştık. Gönderin bize dediler, gönderdik. Geri geldi düzeldi diye, sizce düzelmiş miydi?
Neyse dedik artık, hiç olmazsa haberleşmek için kullanırız...
Bir kaç ay sonrasında çok kaliteli saatimizin kordonu koptu, nerden bulabiliriz diye aradık aynı yeri, bize 19 lira gönderirseniz takarız dediler, taktılar gönderdiler. Bir ay kadar sonra da bir farkettik ki şahane saatimiz şarj tutmuyor. Tam şarjla okula gönderiyorum, öğlene bitiyor.
Yine müşteri hizmetlerine kargo.
Saatin şarj problemi var, ama konumu da doğru göstermiyor yazıyorum problem kısmına. Olur ya ehil birinin eline geçer de belki hallolur diye. Şarj çözülüyor ama konum nanay.
Geçen gün saatin kordonu yeniden koptu. Şaşırmadık. Müşteri hizmetleri bu defa hizmeti çeşitlendirmiş, whatsapp dan dekont ve adres gönderiyorsunuz, size kargoluyorlar. Bana yol yordam gösteren hanımefendi bugün dekontu gönderdiğimde diyor ki:
-Daha önce söylememek benim hatam olmuş olabilir ama elimizde mavi renk kordon yok. İsterseniz 350 lira karşılığında bir üst modelimizle saatinizi değiştirebiliriz.

!!!
Elime davul zurna alıp bu kalitesizliği yedi cihana duyurmak istiyorum. Şimdilik elimden bu kadarı geliyor. Kısmet olur da şu yoğunluğu atlatabilirsem, her platformda anlatacağım bu saatimsi şeyi.


20 Mart 2018 Salı

kedi kapısını kapatan velet

Kedilerin kumu kapalı balkonda, balkon kapısında da kedi kapısı takılı.
Başlıktan ne olduğu tahmin ediliyor sanırım.

Küçük kedilerden biri kızgınlığa girdi, kötü kötü bağırıyor. Sabahın köründe sesiyle uyandık. Kahvaltı hazırlıyoruz, bakıcı teyzemiz geldi, bir hışımla mutfağa girdi, bağırıyor:
-Kedi masaya işiyoor!!!
Koştum salona, bizimki pozisyonunu almış şıkır şıkır işiyor.

Arada bir yataklarımıza işeniyor, hangisi olduğunu bilmiyorum ama yavrulardan biri sanıyorum. Sanıyorum ki suçluyu yakaladım.
Kumun yanına gittim kirli mi acaba diye, balkon kapısını açınca yanıma geldiler, kum kirli değil, kapadım kapıyı, onlarınkini itekledim girsinler diye, aaa gitmiyor, niye? KİLİTLİ ÇÜNKÜ.

Allahım Allahım sen aklımı koru.

Sanki evin her yerinden çiş kokusu geliyor. Yün yorganıma da pamuklu yorganıma da işendiği için battaniye ile yatıyorduk, onu makinaya attım, prensin nevresimini değiştirdim. Yorganları kuru temizlemeye vereceğim,.Evi kırklamak lazım, işim de sıkışık, ayy yürüyüşe mi gitsem hepsini bırakıp??

12 Mart 2018 Pazartesi

Küstah deniz!

KÜÇÜK IRMAK
Bir kıyıda küçük ırmak
Coşkun coşkun çağlayarak
Bir denize akıyordu.
Kıyıları nihayetsiz,
Gösterişli, büyük deniz
Bu ırmağa bir gün sordu:
-Niçin? dedi küçük ırmak
Sabah akşam çağlayarak
Bana doğru koşuyorsun?
Muhtaç mıyım suyuna ben?
Bir eksiğim var mı senden?
Niye böyle coşuyorsun?
Cevap verdi küçük ırmak:
-Sözüm, dedi, dokunacak,
Kibirlenmek çünkü huyun.
Benden çok büyüksün gerçek,
Yoktur fakat içilecek,
Bir damlacık tatlı suyun.

Orhan Seyfi ORHON

İlkokul kitabımdaydı bu şiir. Çok sevmiştim ama sanmıştım ki gerçekten denizle ırmak konuşuyor.
Meğerse küçük yüreklere ayrı, büyüklere ayrı hitap ediyormuş.

Çalıştığım şirket aylardır iş göndermiyor. Masraflar aynen devam ama. Boş boş bekleyeceğime birilerinin yardıma ihtiyacı varmış, destek istediler, tamam dedim.
İşin sahibini tanırım, kimse sevmez, ama çok donanımlıdır, bilir. İşini bilir, yönetmeliği bilir, kuralları bilir, dini bilir, kitapları, önemli insanları, önemli yapıları... çok şeyi bilir, ama insanlığı bilmez.
Böyle olduğundan haberim vardı da, bana da aynı davranmasını beklemiyordum. Niyeyse :/

Başlanmış bir iş sonuçta, ortasından giriyorum. İstiyormuş ki, haşmetmahap hiç rahatsız edilmesin, ben ulvi güçlerimle her şeyi halledeyim.
Soru sorarsın, tersler. Hem de herkese açık grupta. İster ki rencide olsun. Bir daha soru sormasın.
Yardım istersin, aşağılar. Bir de "çok kolay" diye ekler. E bana kolay değil işte ki, senden istedim. Söylemesen bile "bilmiyorum" de, ne uzatıyorsun??
Maksat zehrini akıtmak.
Ben yeni mezun dünkü çocuk değilim ki, dediklerini kulak ardı edeyim.
Ortaya bir şeyler çıkartırsın, beğenmez. Dalga geçer.

Geçen cuma bir soru sordum, geçiştirdi, ayrıntı sordum, öyle bir ses kaydı göndermiş ki whatsapp'dan, akşama kadar ağladım bilgisayar başında.
En çok kendime kızdım sonra, denenen adam denenir mi tekrar tekrar? Neden ders almıyorum hiç? Yap geç git işte, ne biliyorsan! Kaşındım, kaşıdı herif.

Hâla istiyor mudur bilmem ama bir sonraki işi de beraber yapmayı düşünüyordu bir ara.
He canım he.

İnşallah başka bir yerlerde ekmek vardır da buna mecbur kalmam.
Yıldız Tilbe der ya hani
"Güzel elbiseleri giyip kuşanacağım, senin önünden geçip, seni çatlatacağım" diye,
Bir yarışmada, şunda bunda bir başarı kazansam da görse istiyorum. Nasip olsa keşke.

Ne üzdü adam beni ya.






26 Şubat 2018 Pazartesi

Bi'şey yapmalı... Hey!

Üniversitede sevdiğim bir hoca vardı, havadan sudan konuşurken "Çocuk Esirgeme Yurtlarını" ziyaret ettiğini öğrenmiş, "ben de size katılmak istiyorum" demiştim. "Tamam" demiş, haber vereceğini söylemişti. Beklemiş, beklemiş, hatırlatmış, yine söz almış, tekrar hatırlattığımda da, benim çok duygusal bir kız olduğumu, o ortamı kaldıramayacağımı, gönüllülük yapmak isterken, yaptığımın kendim için de, oradaki çocuklar için de kötülük olabileceğini duymuştum kendisinden.

Arada bir kaç girişimim daha oldu, ama lafta kaldı, icraata geçiremedim bir türlü.

Anlattığım konuşmanın üzerinden yaklaşık yirmi yıl sonra, annemle muhabbet sırasında laf lafı açtı, komşusuna geldi, komşusunun kızına geldi, kızcağızın yetiştirme yurtlarını, özel eğitim gören öğrencileri, huzurevindeki yaşlıları ve morale ihtiyacı olan akla gelen her grubu belli aralıklarla destekleyen bir melek olduğunu öğrendim. Yeterince büyümüştüm, çok bile büyümüştüm. Soluğu yanında aldım.

Zannediyorum ki, yurtlar soğuk, ranzalı odalarda onlarca çocuk kalıyor, bakıcılar insafsız, dayak, taciz, açlık, baskı her türlü zorluk var. Nasıl dayanabildiğini soruyorum, diyor ki:
-Eskidenmiş onlar. Devletin en iyi yaptığı iş yurtları düzenlemek oldu. "Sevgi evleri" var, beş altı çocuk bakıcılarıyla evlerde kalıyorlar. Sosyal etkinlikler düzenleniyor, takip ediliyorlar. (Allah'ım, ne olur doğru olsun, ne olur gerçekten bizde de yüz güldüren, düzgün işler yapılmış olsun...) Bizim bir grubumuz var, arada buluşup onları bir yerlere götürüyoruz. Başka etkinlikler de oluyor. Dilerseniz sizi de söylerim, whatsapp grubuna eklerler, müsait olduğunuz etkinliğe siz de katılırsınız."

Duyduğum haberden mutlu, bir işe yarayacak olma ihtimalinden dolayı heyecanlı ayrıldım yanından. Birkaç gün sonra telefonum bipledi, gruba katılmışım. Ekleyene teşekkür mesajı yazdım. Tanıştık. Kimsin, ne yaparsın, elinden ne gelir....
Beş gün sonra ortopedik engelliler okulunda verilen moral organizasyonunda udumla sahnedeydim.



Kim için?
En çok kendim için... Ben kazandım, herkes kazandı. En çok sevgi kazandı.



Aylar, belki de yıllar sonra ilk kez o gün heyecanlandım, gelecekten korkmak yerine umutlandım. Farkettim ki toplumda melekler de var, iyi insanlar, mutlulukla mutlu olan kıymetler var.

Öğrendiğim kadarıyla yurtların düzenlenmesi eski Aile Bakanı "Fatma Şahin" tarafından yapılmış, Ak Partiyi desteklemediğimi beni tanıyan herkes bilir. Gözümle görmedim ama duyduklarım öyle mutlu etti ki beni, helal olsun Fatma Şahin. Helal olsun!




28 Aralık 2017 Perşembe

güçlü kedi, güçsüz kedi

Aylardır yazamıyorum buralara, sevdiğim takip ettiğim arkadaşlarım var, okuyamıyorum, yorumlayamıyorum. Halbuki bir ara güzelce rutine oturtmuştum, iyi gidiyorduk. Şimdi yazmayınca insan bir garip suçluluk hissediyor, ay ne tuhaf.
En yakın arkadaşım boşanıyor, 5 yaşında bir prens var ortada. Ayrılmak için çok geçerli sebebi var. Ama melekler ağlarmış ya, ağlıyoruz hep beraber.
Arkadaşım güçlüdür, hemen yıkılmaz, diktir.
Oğlunun arkasında kale gibidir. En kralından analığını yapar. Babalık da yapar. Okula, etkinliklere, kurslara o alır götürür. Hastalanır, doktora o taşır, başında bekler. Yemek hazırlar, evi toplar, ütü yapar. Oğlanla kurabiye pişirir, balkonda fasulye yetiştirirler beraber.
Evin kredisini o öder.
Ama dayağını da düzenli olarak yer.
Psikolog demiş ki, bu adam değişmez. Kabul ediyorsan devam et. Etmiyorsan ayrıl.
Dayak dışında çok ortak yanımız var, hani "bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" lafı var ya, işte biziz.
Güçlüyüz. Çevremizdeki çoğu kişi bize sahip olduğu için kendini şanslı görüyor. Ama biz......


Kedimin iki minnakı oldu, davulla zurnayla haber verdim bilirsiniz. İsimlerini büyük prens koydu, Yıldız ve İnci. Hahhaha, İnci olanın adını Tırsık olsun diyorum, kabul etmiyor. Halbuki hem diğer yavrunun ismine uygun, hem kendine yakışır bir isim. Çünkü Yıldız ne kadar evin yıldızıysa, İnci o kadar Tırsık :)
Yıldız, gelir, yanaşır sürtünür. Alırsın, kalbine yapıştırır, mıncırırsın. Miiiv yapar. "Anneye miv yok, anneye miv yok" deyip hırpalarsın. Çalışırken gelir, kucağına atlar, oraya yerleşir, uyur. Bu hazzı kedisi olmayana tarif edemezsin, hayvanı rahatsız edip yerinden kalkamazsın.
İnci seni görür, siner. Oturduğu yerin yanından geçecek olsan kalkar yatağın altına girer, yaklaşırsın kaçacak delik arar. Sevmeye çalışırsın, kaçar.
Yavrulardan birini baştan beri verelim diye konuşuyoruz ama beğenemedik kimseyi, veresimiz de yok. Bir akramızın yakını heveslendi, iş ciddiye bindi, gelip görecek. Sıcakkanlı bende kalsın,diğerini vereyim diye düşündüm ilk. Sonra korkak olanı sevmeyeceklerini, belki de sokağa atacakları aklıma geldi. Ben onun nazını çekerim de eller çekmez dedim. Diğerini veririm dedim.
Sonra aklıma Yıldız'ı cezalandırmış olabileceğim geldi. Öyle ya, anasından, evinden, kardeşinden ayrılacak. Niye? Çünkü o güçlü, öteki güçsüz. O yapar, öteki yapamaz.
Sonra kendim geldim geldim aklıma. Ve de arkadaşım. Güçlü görünmeye çalıştığımız için her şey bizim üstümüzde. Amman kimse yorulmasın, kimse kırılmasın, üzülmesin. Biz hallederiz her şeyi, yeter ki herkes mutlu olsun.

Güçlü olmak her zaman doğru değil. Kadın için özellikle böyle. Erkeğin fıtratında ezik bir kadını koruyup kollayıp kahramanı olmak yatıyor. Ona mecbur olunduğunu bilmesi, böyle değilse bile, öyle düşünmesi lazım.


Bi de şu yazıyı okuyun isterseniz. Altına imza atarım. İmza atacak binler bulurum :/

14 Ağustos 2017 Pazartesi

İki torun

26 Temmuz günü anneanne oldum, kedimin iki tane yavrusu oldu.

Haftalar öncesinden arkadaşımın yaptığı gibi ona bir yatak hazırlamıştık büyük prensle. Pek hoşlaşmadı hayvan, meğer ayak altıymış, doğumdan sonra anladık.


Çiftleşmeden sonra 61-63 günde doğar yazıyordu internette, istiyorum ki haftasonuna denk gelsin de doğum anında yalnız olmayayım. Olmuyor, minikler çarşamba gelmek istiyorlar.
Sabah 7 civarı yere düşen pikenin altından karton kolinin tırmıklanma sesiyle uyanıyorum, bakıyorum halıda kan lekeleri var. Anlıyorum ki doğum başlıyor.
Bakıcıya mesaj gönderiyorum erken gelsin diye,  kedinin karnına masaj yapmaya çalışıyorum ama panik oldum olacağım. İnternetten araştırma yapmıştım güya, aşinaydım ama resmen mala bağlıyorum hayvanın başında. Yanında kalsam mı, gitsem mi. Derken ıkınıyor, yalanıyor, miyavlıyor. "Hah" diyorum, "ilk bebek geliyor". Ama o da ne, kedimin arkasında bir çift ayak ucu görünüyor. Veteriner sandığım tüccarı arıyorum, diyor ki, "Ters doğum da bir doğum çeşididir, panik olmayın, kedilerin doğumu insanlarınkinden kolay olur."
Biraz sonrasında kedim birden panikliyor, yattığı yataktan fırlayıp kapıya koşuyor, biraz da orada ıkınıyor. Sonra yatağın altına kaçıyor. Ulaşamayacağım bir yere. O panik ben panik, yatağı itip onu alıp kendi yatağına götürüyorum, o sırada yavrunun yarısı çıkmış. Hani keseyle doğacaktı, bunun kesesi yok!! Veterineri tekrar arıyorum, açmıyor. Ters geliyor, anne panik. Sonrasında sakinliyor biraz, ıkınıp çıkartıyor yavruyu.
Yavru kıpırdamıyor!
Anne kendini yalıyor ama yavruyu yalamıyor. Tutup önüne koyuyorum bir iki başını yalıyor, veterineri tekrar arıyorum. "Pamuğu sıcak suya sokup bebeği hızlıca silin, ısınsın, hareketlenir" diyor. Koşup su ısıtıp pamukla siliyorum. Olmuyor. Olmuyor. Veterineri tekrar arıyorum, yine açmıyor. Muayenehaneyi arıyorum, muhatap yok, başka bir muayenehaneyi aramamı tavsiye ediyorlar!!

İnternetten yakın çevreden bir klinik bulup arıyorum, hemen veterinere bağlıyorlar. Bana açık açık ne yapmam gerektiğini, nasıl yapacağımı sakince anlatıyor. Sonrasında diyor ki, maalesef...
Elimde ölü yavru kalakalıyorum.
O anda telefonlarımı açmayan, whatsapp dan gönderdiğim görüntüye bakmaya bile tenezzül etmeyen veterinere duyduğum kin ve siniri tarif edemem. Öyle ki, "ne oldunuz, öldünüz mü kaldınız mı" diye aramıyor bile. Ama doğumdan beş gün sonra "karma aşı vaktiniz geldi" diye mesaj atmayı biliyor.

Bir yandan arkadaşlarımla ve eşimle konuşuyorum, ölü yavruyu uzaklaştırmam gerektiğini söylüyorlar. Çok hızlı nefes alıp veriyor kedim, her türlü kötü senaryo geçiyor aklımdan. Derken ıkınmalar başlıyor. Neyse ki videolarda izlediğim gibi bir kese doğuyor ve içinde bebek hareket ediyor.

Daha fazla uzatmayayım, peşine bir kese daha geliyor. Kedimin canlı iki bebeği doğuyor. Dışarda evladının haberini bekleyen babalar gibi dikilen büyük prense veriyorum haberi.



Kediciğim kendini ve çocuklarını misler gibi temizliyor ama yatak malum. Kirlileri alıp temiz sereyim istiyorum, amanin, yavrularına yaklaştırmıyor bile. Tuvalete gitmek için yatağından kalktığında çarşafın yarısını serip yavrulardan birini temiz çarşafın üstüne koyuyorum, yanımdan bir ok geçip yavruyu hışımla leş gibi köşeye atıveriyor. Bi de çemkiriyor bana zilli.

Kuytu sever diyorlar, salon sehpasını yatağın üstüne koyuyoruz, loş sever, sıcak sever diyorlar, lastikli çarşafı sahpaya geçiriyoruz. Kedimize hem dam, hem duvar :D


Bembeyaz doğan yavruların önce burunları kararıyor, sonra kulakları, patileri.. İnanılmaz bir hızla büyüyorlar maşallah.


Minnoşlar bugün 19 günlük oldular. Anaları izin verse yiyip yutacağız büyük prens abileriyle. Ama pisiler miivledi mi koşup geliyor. Henüz pati yemedik çok şükür ama tehditkar miyavlamalara ve ölümcül bakışlara çok maruz kalıyoruz.